sosyalist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyalist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2018 Cuma

Türkiye'de devrimci kadın olmanın cezası: İşkencede tecavüz...

0yorum
Asiye Zeybek Güzel, İşçinin Yolu isimli gazetenin bir dönem Yazı İşleri Müdürlüğü'nü de üstlenmiş bir gazeteci. 26 Şubat 1997'de, işten eve döndüğü bir gün evinde karakol kuran polislerce gözaltına alındı.

İki yıl sonra işkenceyle öldürülen Sendikacı Süleyman Yeter'in de aralarında bulunduğu 14 kişi ile birlikte MLKP isimli örgüte üye olmak iddiası ile gözaltına alınan Asiye Zeybek Güzel, 14 gün boyunca gözaltında tutulduğu Emniyet Müdürlüğü'nde hem işkence gördü, hem de tecavüze uğradı.
İşkence ve tecavüz sonucu hakkındaki suçlamaları kabul eden Asiye Zeybek Güzel, polislerin yönlendirmesi ile önce itirafçıların kaldığı Kırklareli Cezaevi'ne ve adli suçluların yanına gönderildi.

Yaşadığı olayın travması yüzünden başından geçenleri tam 8 ay boyunca hiç kimseye anlatamadı.

Bu esnada ailesine daha yakın olan bir cezaevine nakledilme talebi kabul edilmeyen Güzel, bir süre açlık grevi yaptı ve sonunda talebi kabul edildi. Güzel de, Gebze Cezaevi'ne nakledildi.

Güzel, başından geçenleri ilk olarak sekiz ay sonra çıkarıldığı mahkemede anlattı. Güzel'in "İşkencede Bir Tecavüz Öyküsü" isimli kitabı işte bu dönemde yazıldı. Yaşadıklarını, ses çıkartamayanlara ses olması için kaleme alan Güzel travmasını bu kitapla anlattı.

Kitap yayımlandıktan sonra yaşananları da medyadan takip ettiğim kadarıyla ben aktarayım.

Kendisine Emniyet'te gözaltındayken tecavüz eden polisler hakkıdna suç duyurusunda bulunan Güzel’in davası o dönem medyada yankı bulmadı, gündeme gelmedi ve mahkemece takipsizlik kararı verildi.

Karar bir üst mahkemeye gönderildi ancak değişmedi.

Bunun ardından Güzel’in avukatı dosyayı AİHM’e taşıdı. Takipsizliklerin ardından dosya AİHM’de görülmeye başlandı. Bu davada tecavüz sanıkları arasında Polis Müdürü Sedat Selim Ay da yer alıyordu. Dava sonucunda Türkiye, "etkin yargılama yapmadığı gerekçesiyle" mahkûm oldu.

Üstelik, dava ile Türkiye'nin AİHM'de mahkum olmasına yol açan Sedat Selim Ay’ın adının işkenceye ilk karışması değildi. Asiye Zeybek Güzel ve arkadaşlarının gözaltına alınıp işkence görmesinden 11 ay önce, Ay hakkında bir işkence davası daha açılmıştı. Tarih 15 Mart 1996 idi. Polis müdürü Ay'ın da aralarında bulunduğu 5 polis, Atılım gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Çiçek'in de aralarında bulunduğu 8 kişiye işkence yaptıkları gerekçesiyle yargılanmaya başlanmıştı.

2002'de sonuçlanan bu dava sonucunda Sedat Selim Ay'a zamanaşımının dolmasına bir gün kala 14 ay hapis ve 3 ay meslekten men cezası verildi. Ancak 14 aylık hapis cezası ertelendi. Mağdurların avukatları bu kez AİHM'e başvurdu. Ve Strasbourg'daki mahkeme "işkencenin saptanmasına karşın sorumluların cezalandırılmadığı" gerekçesiyle Türkiye'yi mahkum etti.

İşkence ve tecavüz ile ilgili defalarca hakkında dava açılan, Türkiye'nin mahkum edilmesine yol açan Sedat Selim Ay, Temmuz 2012'de İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne sorumlu emniyet müdür yardımcılığına atanınca Asiye Zeybek Güzel de yeniden gündeme geldi. Ak Parti içindeki yönetici poziyondaki bir grup kadının da aralarında bulunduğu pek çok isim Sedat Selim Ay'ın tecavüz davalarını anımsatarak bu atamanın iptalini talep ettiler. Ancak Başbakan Erdoğan tarafından sert bir dille eleştirilen isimlerin bu tepkileri dikkate alınmadı.

Asiye Zeybek Güzel, cezaevinde beş buçuk yıl kadar kaldıktan sonra tahliye edildi. Bu arada kitabı da yayımlanmış ve İsveç'de bir de ödüle layık görülmüştü. Yasal olarak kendi ismine düzenlenen pasaportla İsveç'e giden Güzel, hakkında 12 buçuk yıl hapis cezasının kesinleşmesi üzerine Türkiye’ye geri dönmedi. İsveç’e geldikten sonra ikinci evliliğimi yaptı, kendine yeni bir hayat kurdu. Bu arada çıkan yeni yasalar ve düzenlemelerle hapiste yattığı süre göz önünde bulundurularak cezası infaz edilmiş sayıldı.

Sonuç olarak sosyalist bir gazeteci olarak, örgüt üyeliği iddiası ile tutuklandı, gözaltında işkence gördü, tecavüze uğradı. Devletin kendisine düşman olarak gördüğü insanlara yönelik tavrını gözler önüne seren şeyler yaşadı. Bunları kitabında anlattı. Bu kitap sadece sol/sosyalist çevrelerin işkence/hapishane edebiyatının bir parçası değil, Türkiye'nin önemli bir gerçeğini gözler önüne seren çarpıcı bir anı.

"O yara kanıyor hala..." Kanayan / Erdal Öz

0yorum
Erdal Öz'ün, Türkiye'nin en çok okunan yazarlarından biri olduğuna eminim. "Kalbi solda atan", kendini solcu sayan, sosyalizme inanan kim olursa olsun, Erdal Öz'ün Gülünün Solduğu Akşam kitabını okumuştur mutlaka.

O kitabında 12 Mart muhtırası sonrasındaki sıkıyönetimde yakalanan, işkencelerden geçirilen, yargılanan, mahkum olan, idam edilen gençlerin; Deniz Gezmiş'in, Hüseyin İnan'ın, Yusuf Aslan'ın ve onlar gibi pek çok gencin gerçek hikayeleri anlatılır. İdama giderken Deniz'in hissettikleri bir gazetecinin kaleme aldığı röporajlar gibi okura sunulur.

Ama bence Erdal Öz'ü büyük bir edebiyatçı yapan, aynı yıllarda, aynı olayları, bir yazar olarka kurguladığı karakterlerle anlattığı öyküler, romanlardır. Kanayan o öykülerin bir araya geldiği bir kitap.

Yaralısın romanında kullanacağı ikinci tekil kişi anlatımını galiba ilk kez kağıda geçirdiği "Taş" öyküsü ile başlıyor kitap. Gencecik insanlar biraraya gelip inandığı sloganları attığı, talepte bulunduğu için sokaklarda kurşunlanır, karanlık hücrelerde işkence görürken, kendi bencil kişiliğinden ödün vermeyen toplumun küçük burjuva kesimlerini çok sert bir taş ile yerle bir ediyor bu öyküsünde Erdal Öz.

Onu "Ernesto" isimli ikinci öyküsü izliyor. Che'nin Bolivya'da CIA destekli hükümet güçlerince yakalanıp öldürülmesini anlatan birinci bölümün ardından Orhan Duru'nun bir öyküsü ile güçlü bir şekilde hesaplaşıyor Erdal Öz.

"Kurt", "Güvercin" ve "Sığırcıklar" öyküleri suçu devlete muhalif olmak olanların 12 mart faşizminin karanlık günlerinde gördüğü işkencelere zamansız ve mekansız bir ayna tutuyor. Gördüğü işkencelere değil kendi tutuklanınca hastalanıp ölen Kurt isimli köpeğine ağlayan genç işçi/sendikacı İsa ile biz de gözyaşlarını koyuveriyoruz okurken. Tabutluktan çıkarılıp tek kişilik bir hücreye konan genç adam ile demir parmaklıklı pencereden içeri yanlışlıkla giren güvercin için çırpınıp duruyoruz. Kentin dev ağaçlarında duran sığırcıkların bir bıçak gibi aralarına dalacak çaylakları çaresizce beklemesi gibi, hücrelerinde işkencecilerin gelmesini bekleyenlerden biri oluveriyoruz...

Kitaba ismini veren "Kanayan" ise bambaşka bir perspektif veriyor bize. Gerillaya katılmaya karar veren bir gencin annesi ve babasının ağzından yaşadıkları bir tiyatro oyunu gibi, bir sohbet gibi karşımıza çıkıyor. Bir babanın, bir ananın oğlu için duyduğu kaygının, "sağ yakalanınca sevindim ama arkadaşlarının ölü bedenlerini düşününce bencilliğimden kahroldum" diyen bir annenin ızdırabını bize de yaşatıyor Erdal Öz.

İşte bu nedenle yani işlediği karakterlerin duygularını okuruna hissetirdiği için Erdal Öz gerçek bir edebiyatçı.

8 Ocak 2017 Pazar

Kapital Manga #2: Engels Kapitalizmi Anlatıyor

0yorum

Kapital Manga eserinin ikinci cildi Marx’ın meta, değer, ücret ve kriz gibi kavramlarını gerçek örnekler eşliğinde üstelik Engels’e anlatırıyor.


Kapital Manga‘nın ikinci cildi, bilimsel sosyalizmin kurucusu Karl Marx‘ın opus magnum’u olan Kapital’i ilk cilt gibi öyküleştirmeye devam ediyor. Marx’ın ideolojisindeki temel kavramlarını, bir peynir fabrikasındaki üretim süreçleri etrafında gelişen çarpıcı bir öyküyle iç içe anlatan manga, genellikle “göz korkutan” bir eser olarak görülen metni geniş bir okuyucu kitlesinin rahatlıkla okuyup algılayacağı bir özelliğe kavuşturuyor.

Japonya’da klasikleri manga olarak yayımlayan East Press tarafından basılan ve Ekim 2009’da Türkçeye kazandırılan ilk cildinin ardından ikinci cilt de dünyada ilgi uyandırmış.
Manga’nın ikinci cildi, Marx’ın ölümünden sonra Kapital’in ikinci ve üçüncü ciltlerini yayına hazırlamış olan yoldaşı Friedrich Engels‘in anlatıcı olarak karşımıza çıktığı bir metin kurgusuna sahip.

Kapital Manga

Engels, meta, para, kullanım ve değişim değeri, değişmeyen ve değişen sermaye, artık değer gibi kavramları örnekler ile açıklayarak sömürünün nasıl gerçekleştiğini, kapitalist üretim sürecinin nasıl kaçınılmaz olarak bunalımlara yol açtığını, ilk ciltteki gibi peynir fabrikasının müdürü olan Robin ve sermayedar Daniel ve işçi sınıfını temsilen Karl’ın yaşadıkları üzerinden çarpıcı ve anlaşılır bir dille özetliyor.

Robin ve Daniel, peynir pazarına hakim olurken, işlerini büyütmenin keyfini yaşamakta,  piyasaya sundukları yeni peynir çeşidi çok tutulup satışlar artarken, artan talebi karşılamak için krediler alıp  fabrikanın kapasitesi artırır ve  makineleri yeniler.  Her şeyin tıkırında giderken, bir anda patlayan ekonomik krizle fabrikalar kapanır, işçiler kendilerini kapı dışanda bulur, bankalar birbiri ardına batar.


Kapital Manga

Yayınevi kitabın tanıtım metninde, “Kapital Manga, zevkli bir okuma vaat ediyor: Hem Kapital’in pasajları içinde gezinirken aylarını tüketmiş olanlar için, hem Kapital’i okuma hayalini hayata geçirememiş okuyucular için… Hem Kapital’in en temel kavramlarıyla tanışmak isteyen gençler için, hem de genç-yaşlı çizgi roman ve manga tutkunları için…” diyerek doğru bir noktanın altını çiziyor. Kitap kolay anlaşılırlığı ile dikkat çekiyor.


Ancak eksileri de var. İlk cildin küçük boyutu ikinci ciltte Yordam Yayınları Manga serisinin devam eden ölçüsü ile değişecek bu yüzden de birinci ve ikinci cilt yan yana geldiğinde birbirine eşit olmayan boylarda çıkıyor karşımıza.

kapital_manga_04

Ayrıca içerik olarak da metafiziğe, idealizme ve hayal dünyasına karşı çıkması beklenen Marksist dünya görüşünün ele alındığı bir metinde Marx’ın hayaletinin bir anda ortaya çıkması, Engels’i dahi korkutması da gereksiz bir ayrıntıya dönüşmüş. Tıpkı Engels’in para’nın ortaya çıkış hikayesini anlatırken Paranın üzerinde resimlerinin yer alması gibi. Bu sembolizme en çok itiraz edecek olan şüphesiz Engels’in kendisi olurdu herhalde.

Herşeye rağmen Marx ve Engels’in ne anlattığını merak edenler için iyi bir başlangıç kitabı Kapital Manga.

Bu yazı ilk kez 13 Şubat 2016'da manganimeTR.com adresinde yayımlanmıştı.

Kapital Manga #1: O Eski Hikaye

0yorum

Kapital Manga’nın birinci cildi Marx’ın tezlerini, işçinin emeğinin nasıl sömürüldüğünü kuramsal değil gerçek hayattan örnekleri ile anlatıyor.


Komünist teorinin kurucusu Karl Marx’ın Das Kapital, Kritik der politischen Ökonomie ismini verdiği ve 1867 yılında ilk kez basılan ‘opus magnum’u Kapital bu kez oldukça farklı bir şekilde okur karşısında. East Press ve Variety Art Works tarafından hazırlanan ve Yordam Kitap tarafından H. Can Erkin çevirisi ile Türkçe baskısı yapılan Kapital Manga’nın birinci cildi, ekonomi biliminin ağır kuramsal içeriği ve 650 ile 770 sayfa arasında değişen kapsamlı metinden farkını hemen belli ediyor aslında.

Küçük boy, 192 sayfalık boyutlarıyla Kapital Manga, bugüne değin üzerine yüzlerce yeni kitap, binlerce makale, yüzbinlerce cümle yazılmış olan bir metni, hem anlaşılır kılıyor hem de okura yeni bir dünyanın kapılarını açıyor.

kapital_manga_02

Japoncası 2008 yılında yayımlanan, Türkçe baskısı ise ertesi yıl gerçekleşen Kapital Manga, Marx’ın ekonomi politik bilimine getirdiği kuramsal ve eleştirel içeriği hikayeleştirerek yeniden kurguluyor.

kapital_manga_03

Hikayenin kahramanları ise, babası ile birlikte peynir üreten ve bunu pazarda kendisi satan Robin, Robin’in platonik aşkı banka sahibinin kızı Anny, Anny aracılığı ile tanıştığı ve kendisine bir fabrika kurmak için sermaye veren Daniel ve hepsinin ötesinde fabrika işçisi Karl.
kapital_manga_01
Robin bir küçük üreticiyken, hırsları ve Daniel’in ona sunduğu fırsatlar ile bir fabrika yöneticisine dönüşürken, Karl ve diğer işçileri sömürerek, onların ürettiği artı değerin üzerine konarak, sömürünün açığa çıkması üzerine ise Daniel’in “zengin olmak istiyorsan sömüreceksin” sözlerinden ilham alarak kaba güce başvurması ile kapitalistleşmesinin anlatıldığı hikaye Marx’ın tezlerinin gerçek hayattaki yansımalarını gözler önüne seriyor.

Robin hikayenin kötü adamı Daniel’den sömürü düzeninin sırlarını öğreniyor. Meta’yı, ücreti, emek ve değerini, artı değeri kısaca bize Marx’ın 150 yıl önce anlattığı kapitalizmin işleyiş biçimini anlatıyor Daniel Robin’e.

Manganın tek sorunu Daniel’in şeytani bir karakter, Robin’in de hırslarına yenik düşmüş bir insan olarak çizilmesi. Halbuki Marx’ın da altını çizdiği gibi kapitalist kötü niyetli ya da kötü bir insan olduğu için değil, kapitalist sistemin çarkları başka türlü dönmeyeceği için sömürür işçileri.

Bu yazı ilk kez 12 Şubat 2016'da manganimeTR.com adresinde yayımlanmıştı.

7 Ekim 2013 Pazartesi

Bölüne Bölüne Büyüyememek (Türkiye'de Sol Örgütler kitabına dair)

0yorum

Aykol’un Türkiye’de Sol Örgütler kitabı, biçimsel problemleri ve bazı hataları yüzünden tek ayağı üzerinde yürümeye çalışıyorsa da, Türkiye solunun az bilinen ve kafa karıştıran sayfalarına ışık tutmayı hedefliyor.


Türkiye’de solun tarihi, hem ciddi bir merak konusu olması hem de az bilinmesine rağmen, herkesin hakkında konuşmaktan çekinmediği bir alan. Çoğu zaman gizlilik koşulları içerisinde faaliyet göstermeye mecbur kalmış sol örgütlerin kendi tarihlerini yazma fırsatı bulamamaları bir yana, yazılan metinlerin genellikle diğer sol örgütler ya da fraksiyonlar ile “mücadele” gerekçesi ile abartılmış, çarpıtılmış olması da sık karşılaşılan bir başka durum.

Bu nedenler ile solun tarihini merak edenler uzun bir süre anti-komünist kalemlerin propagandif metinlerini okumak zorunda kaldılar. Her şeye rağmen, günümüzde –sayıları gün geçtikçe artan– kimi akademik, kimi popüler çalışmalar siyasetin sol kıyısında neler olup bittiğini bize anlatıyor. TÜSTAV yayınladığı kitaplar ile Türk solunun bilin(e)meyen dönemlerini aydınlatıyor; DİSK, KESK gibi örgütlerin tarihçeleri arka arkaya yayınlanıyor; Türkiye solunun tarihine ışık tutan en önemli çalışmanın –Mete Tunçay’ın Türkiye’de Sol Akımlar kitabı– yeni baskıları yayınlanıyor…

Solun tarihi hakkında bilgi alabileceğimiz eserler arasına son olarak Hüseyin Aykol’un “Türkiye’de Sol Örgütler” başlıklı çalışması eklendi. “Bölüne Bölüne Büyümek” üst başlığını taşıyan kitap, rahat okunan popüler bir metin olması ve derdini kolayca ortaya koyması ile övgüye; içeriği ve biçimsel hatalarıyla da ciddi eleştiriye tabi tutulması gereken bir metin.

Aykol’un kitabı, aynı ismi taşıyan ve 1996’da yayınlanan kitabın gözden geçirilmiş, geliştirilmiş ve genişletilmiş ikinci basımı. Yazarın iki sayfayı biraz aşan kısa Önsöz’de belirttiği gibi; kitabın amacı, kesin sayısını belirlemenin çok zor olduğu sol örgütleri olumlamak ya da eleştirmek yerine, bir katalog halinde okura sunmak. Açıkça ifade etmek gerekiyor ki, Akyol, bu amaca ulaşmış.  Kitap Osmanlı Dönemi, Tek Parti Dönemi, Çok Partili Döneme Geçiş, 1960’lı Yıllar, 12 Mart Sonrası, 12 Eylül Sonrası ve2000 Sonrası Durum başlıklarını taşıyan 7 alt başlıkta sol örgütleri –legal ve illegal ayrımı yapmaksızın– kısa tarihçeleriyle tasnif ediyor. Ardından Kürt Sorunu Partileri ile CHP ve Türevleri başlıkları altında sol örgüt olarak kategorize etmediği bir dizi başka partiyi de listeliyor. Son olarak da Türkiye Solundan Portreler başlığı ile 20 ismin biyografisine yer veriyor. Dizin ve Kaynakça dışında Türkiye Solunun Dört Ana Damarı ve Sol Örgütlerin Çıkardığı Kimi Yayınlar başlıklı iki liste de Eklerbölümünde yer alıyor.

Kitabın bu kısa dökümünden sonra kendi sözleriyle “neredeyse 40 yıldır sol siyaset içinde olan” yazarın çalışmasında eleştirilmesi gereken yerleri de sıralayabiliriz.

Her şeyden önce kitabı oluşturan metinlerin büyük bir çoğunluğuna bir internet taraması ile ulaşmak mümkün. Özellikle portreler başlığı altındaki isimler için yazılan metinlerin, bulunduğu kaynaktan alındıktan sonra hiç edit edilmeden kullanılması bazı fotoğraf altı yazılarının da anlamsız şekilde kitapta yer almasına neden olmuş.

Yazar, sol kavramının içeriğini nasıl doldurduğunu anlatmadığı  gibi; dönemselleştirmeler içinde sözü edilen siyasi hareketlerin nereye oturduğu, gücünün ve etkisinin ne olduğu, örgütlerin neden bölündüğü ve bölünmeler sonrası etkinliğin ne derece azaldığı ya da yön değiştirdiği gibi soruları da yanıtsız bırakıyor.

Kitabı okurken, –yazar bir açıklama yapmadığı için– örgütlerin hangi kritere göre sıralandığına dair ancak tahmin yürüterek sonuca ulaşabiliyoruz. Örgütler bizim tahminimizce kuruluş tarihlerine göre kronolojik olarak sıralanmış. Ancak ele alınan ilk örgüt bile bu sırayı bozuyor. 1920 Eylül’ünde kurulan TKP, 1910 Eylül’ünde kurulan Osmanlı Sosyalist Fırkası’ndan önce yer alıyor. TİP, FKF, TİİKP, TKP/ML, TKP-B, TKP/ML Hareketi, Acilciler, Devrimci Yol, MLSPB,… gibi örgütler de kronolojik sıralamayı ihlal ediyor.

Yazar kitaba hangi örgütleri dahil ettiğini anlatırken İttihatçıların Osmanlı Mesai Fırkası’nı ve Kemalistlerin Resmi TKP’sini neden listeye almadığını açıklıyor. Ancak Amele Fırkası ve Müstakil Amele Fırkası gibi sol örgütler bir yana, mesela –portrelerde ele aldığı– Avcıoğlu’nun partileşmeyen Yön-Devrim çizgisinden de söz edilmiyor.

Merkez solda yer alan (Cumhuriyetçi Mesleki Islahat Partisi, 946’lar Milli Mücadele Partisi, Demokrat Birlik Partisi, Türkiye Kardeşlik Partisi, Türkiye Birlik Partisi, Demokratik Barış Hareketi, Barış Partisi, Sosyal Demokrat Parti, Toplumcu Demokratik Parti, Yeni Türkiye Partisi gibi) siyasi partilerin neden Ekler bölümünde CHP ve Türevleri başlığı altında, CHP, DSP, SDHP, DSHP, 10 Aralık ve TDH’nin yanında sıralanmadığı; HP, SODEP ve SHP’nin neden incelenmediği soruları da yanıtsız kalıyor.

Listede neden yer aldığını bir türlü anlamlandıramadığımız  tek parti ise TÜSİAD eski başkanı Boyner’in kurduğu Yeni Demokrasi Hareketi.

Halen Kürt siyasetine yakın çizgide yayın yapan Günlük gazetesinin yazarı ve okur temsilcisi olan Aykol’un; legal siyaset yapan Kürt partilerini listeleyip, “benim için içinden çıkılmaz haldeki Kürt örgütleri, Kürtçe araştırma yapma şansım olmadığı için bu çalışmamıza alınmamıştır” şeklindeki cümlesi ise; kitabın ismindeki “Türkiye” tanımlamasını ne yazık ki tek ayağı aksak hale getiriyor.

Belki son bir eleştiri de kitabın üst başlığındaki Bölüne Bölüne Büyümek tanımlaması için yapılmalı. Kitapta sık sık tekrar edilen büyüme metaforu ne yazık ki gerçek hayatla örtüşmüyor. Legal ya da illegal örgütler, açıktır ki bölündükçe büyümek yerine küçülüyor, hem nicelik hem de nitelik olarak.

Aykol’un kitabına yönelttiğimiz tüm bu eleştirilere rağmen, Türkiye solunun az bilinen ve kafa karıştıran sayfalarına ışık tutmayı hedeflemenin doğru bir hamle olduğunun da altını çizmek gerekiyor.


Bölüne Bölüne Büyümek
TÜRKİYE’DE SOL ÖRGÜTLER 
Hüseyin Aykol
Phoenix Yayınevi
158 sayfa

Bu yazı 12 Haziran 2010 tarihinde BirGün gazetesinde yayınlanmıştır. 

 

kitaplık cini © 2010

Blogger Templates by Splashy Templates