çizgi roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çizgi roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2017 Pazar

Kapital Manga #2: Engels Kapitalizmi Anlatıyor

0yorum

Kapital Manga eserinin ikinci cildi Marx’ın meta, değer, ücret ve kriz gibi kavramlarını gerçek örnekler eşliğinde üstelik Engels’e anlatırıyor.


Kapital Manga‘nın ikinci cildi, bilimsel sosyalizmin kurucusu Karl Marx‘ın opus magnum’u olan Kapital’i ilk cilt gibi öyküleştirmeye devam ediyor. Marx’ın ideolojisindeki temel kavramlarını, bir peynir fabrikasındaki üretim süreçleri etrafında gelişen çarpıcı bir öyküyle iç içe anlatan manga, genellikle “göz korkutan” bir eser olarak görülen metni geniş bir okuyucu kitlesinin rahatlıkla okuyup algılayacağı bir özelliğe kavuşturuyor.

Japonya’da klasikleri manga olarak yayımlayan East Press tarafından basılan ve Ekim 2009’da Türkçeye kazandırılan ilk cildinin ardından ikinci cilt de dünyada ilgi uyandırmış.
Manga’nın ikinci cildi, Marx’ın ölümünden sonra Kapital’in ikinci ve üçüncü ciltlerini yayına hazırlamış olan yoldaşı Friedrich Engels‘in anlatıcı olarak karşımıza çıktığı bir metin kurgusuna sahip.

Kapital Manga

Engels, meta, para, kullanım ve değişim değeri, değişmeyen ve değişen sermaye, artık değer gibi kavramları örnekler ile açıklayarak sömürünün nasıl gerçekleştiğini, kapitalist üretim sürecinin nasıl kaçınılmaz olarak bunalımlara yol açtığını, ilk ciltteki gibi peynir fabrikasının müdürü olan Robin ve sermayedar Daniel ve işçi sınıfını temsilen Karl’ın yaşadıkları üzerinden çarpıcı ve anlaşılır bir dille özetliyor.

Robin ve Daniel, peynir pazarına hakim olurken, işlerini büyütmenin keyfini yaşamakta,  piyasaya sundukları yeni peynir çeşidi çok tutulup satışlar artarken, artan talebi karşılamak için krediler alıp  fabrikanın kapasitesi artırır ve  makineleri yeniler.  Her şeyin tıkırında giderken, bir anda patlayan ekonomik krizle fabrikalar kapanır, işçiler kendilerini kapı dışanda bulur, bankalar birbiri ardına batar.


Kapital Manga

Yayınevi kitabın tanıtım metninde, “Kapital Manga, zevkli bir okuma vaat ediyor: Hem Kapital’in pasajları içinde gezinirken aylarını tüketmiş olanlar için, hem Kapital’i okuma hayalini hayata geçirememiş okuyucular için… Hem Kapital’in en temel kavramlarıyla tanışmak isteyen gençler için, hem de genç-yaşlı çizgi roman ve manga tutkunları için…” diyerek doğru bir noktanın altını çiziyor. Kitap kolay anlaşılırlığı ile dikkat çekiyor.


Ancak eksileri de var. İlk cildin küçük boyutu ikinci ciltte Yordam Yayınları Manga serisinin devam eden ölçüsü ile değişecek bu yüzden de birinci ve ikinci cilt yan yana geldiğinde birbirine eşit olmayan boylarda çıkıyor karşımıza.

kapital_manga_04

Ayrıca içerik olarak da metafiziğe, idealizme ve hayal dünyasına karşı çıkması beklenen Marksist dünya görüşünün ele alındığı bir metinde Marx’ın hayaletinin bir anda ortaya çıkması, Engels’i dahi korkutması da gereksiz bir ayrıntıya dönüşmüş. Tıpkı Engels’in para’nın ortaya çıkış hikayesini anlatırken Paranın üzerinde resimlerinin yer alması gibi. Bu sembolizme en çok itiraz edecek olan şüphesiz Engels’in kendisi olurdu herhalde.

Herşeye rağmen Marx ve Engels’in ne anlattığını merak edenler için iyi bir başlangıç kitabı Kapital Manga.

Bu yazı ilk kez 13 Şubat 2016'da manganimeTR.com adresinde yayımlanmıştı.

Kapital Manga #1: O Eski Hikaye

0yorum

Kapital Manga’nın birinci cildi Marx’ın tezlerini, işçinin emeğinin nasıl sömürüldüğünü kuramsal değil gerçek hayattan örnekleri ile anlatıyor.


Komünist teorinin kurucusu Karl Marx’ın Das Kapital, Kritik der politischen Ökonomie ismini verdiği ve 1867 yılında ilk kez basılan ‘opus magnum’u Kapital bu kez oldukça farklı bir şekilde okur karşısında. East Press ve Variety Art Works tarafından hazırlanan ve Yordam Kitap tarafından H. Can Erkin çevirisi ile Türkçe baskısı yapılan Kapital Manga’nın birinci cildi, ekonomi biliminin ağır kuramsal içeriği ve 650 ile 770 sayfa arasında değişen kapsamlı metinden farkını hemen belli ediyor aslında.

Küçük boy, 192 sayfalık boyutlarıyla Kapital Manga, bugüne değin üzerine yüzlerce yeni kitap, binlerce makale, yüzbinlerce cümle yazılmış olan bir metni, hem anlaşılır kılıyor hem de okura yeni bir dünyanın kapılarını açıyor.

kapital_manga_02

Japoncası 2008 yılında yayımlanan, Türkçe baskısı ise ertesi yıl gerçekleşen Kapital Manga, Marx’ın ekonomi politik bilimine getirdiği kuramsal ve eleştirel içeriği hikayeleştirerek yeniden kurguluyor.

kapital_manga_03

Hikayenin kahramanları ise, babası ile birlikte peynir üreten ve bunu pazarda kendisi satan Robin, Robin’in platonik aşkı banka sahibinin kızı Anny, Anny aracılığı ile tanıştığı ve kendisine bir fabrika kurmak için sermaye veren Daniel ve hepsinin ötesinde fabrika işçisi Karl.
kapital_manga_01
Robin bir küçük üreticiyken, hırsları ve Daniel’in ona sunduğu fırsatlar ile bir fabrika yöneticisine dönüşürken, Karl ve diğer işçileri sömürerek, onların ürettiği artı değerin üzerine konarak, sömürünün açığa çıkması üzerine ise Daniel’in “zengin olmak istiyorsan sömüreceksin” sözlerinden ilham alarak kaba güce başvurması ile kapitalistleşmesinin anlatıldığı hikaye Marx’ın tezlerinin gerçek hayattaki yansımalarını gözler önüne seriyor.

Robin hikayenin kötü adamı Daniel’den sömürü düzeninin sırlarını öğreniyor. Meta’yı, ücreti, emek ve değerini, artı değeri kısaca bize Marx’ın 150 yıl önce anlattığı kapitalizmin işleyiş biçimini anlatıyor Daniel Robin’e.

Manganın tek sorunu Daniel’in şeytani bir karakter, Robin’in de hırslarına yenik düşmüş bir insan olarak çizilmesi. Halbuki Marx’ın da altını çizdiği gibi kapitalist kötü niyetli ya da kötü bir insan olduğu için değil, kapitalist sistemin çarkları başka türlü dönmeyeceği için sömürür işçileri.

Bu yazı ilk kez 12 Şubat 2016'da manganimeTR.com adresinde yayımlanmıştı.

Gon: Sessiz Sedasız Bir Küçük Dinozor

0yorum

Japonya’nın aksine, Batı’da popülerlik kazanan bir manga olan Gon, “anarko-punk” özelliklerle dolu bir adalet ve şiddet anlayışı taşıyor.

Küçük bir dinozor olan Gon, mangaka Masashi Tanaka‘nın Japonya’dan çok Batı’da bilinen aynı isimli mangasının esas karakteridir.

Paleolitik çağın bir temsilcisi olan dinazorumuz, huysuz ve neşeli bir karakter olmasının yanı sıra çok zayıf ve küçük gözükmektedir. Ancak boyundan beklenmeyecek kadar güçlü ve çeviktir.

Gon (Manga) İthaki Yayınları

SESSİZ BİR DİNAZOR(CUK)

Kahramanımız Gon, ormanda birçok hayvan ile birlikte yaşamaktadır. Manga’nın en belirgin özelliği, onun Japonya dışındaki dünyada popüler olmasını da sağlayan hiç bir konuşma içermemesidir

Mangaka Tanaka eserinin sessizliği ile ilgili olarak düşüncesini şöyle anlatıyor: “Bu çalışma hiçbir diyalog içermiyor. İnsanlar hep bunu neden yaptığımı soruyor bana. Ben başından beri, konuşmanın gerekli olduğunu düşünmüyorum. Manga, gramer olmadan da bir dile sahip olmalıdır. Ayrıca hayvanların insan gibi konuşmalarının da garip olduğunu düşünüyorum. Mangada önemli olanın ifade sanatını geliştirmeye devam etmek olduğuna inanıyorum ve bunu yapmaya çalışıyorum.”

Gon (Manga) İthaki Yayınları

SESSİZ AMA SUSKUN DEĞİL

Gon‘un durumu için Türkçe’de çok güzel bir deyim var aslında: “Ufak tefek gördün de Karamürsel sepeti mi sandın?” denilen durum kahramanımızla bire bir uyuyor. Onun sessizliği suskunluğundan değil. Aksine, yırtıcı, işbitirici, hatta hilebaz bir karakter Gon. Güçsüzün yanında, zorbanın karşısında pozisyon almasıyla dinazorumuz, anarko-punk ideolojinin şiddete meyyal yanını temsil ediyor denilebilir. Maceralarında adaleti sağlamaya çalışmak gibi bir rol biçiyor çoğu kez kendine, ancak bu durum onun da etobur bir hayvan olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Gon (Manga) İthaki Yayınları

GON’UN YAYIN MACERASI

1991 yılında Japonya’da Kodansha tarafından yayımlanmaya başlanan manga, 1994 yılında İngiltere’de Mandarin Yayıncılık tarafından, ABD’de de 1996 yılında Paradox Press tarafından yayımlandı ve kısa zamanda popüler oldu.

1998 yılında, Japonya Medya Sanatları Festivalinde Mükemmellik Ödülü alan Gon, Türkçe’de de İthaki Yayınları tarafından 1999 Eylül’ünde büyük boy olarak basılmıştır. Gon’un bizim için en önemli özelliği, Türkiye’de yayımlanan ilk manga olmasıdır.

Bu yazı ilk olarak 19 Ocak 2016'da manganimeTR.com'da yayımlanmıştı.

8 Şubat 2016 Pazartesi

Denizde Sömürü ve Mücadele : Yengeç Gemisi

0yorum
Yengeç Gemisi (Kanikôsen), “proleter edebiyat”ın en iyi başarılı örneklerinden biri. İlk kez 1929’da yayımlanan roman, işkencede öldürülen komünist yazar Takici Kobayaşi’nin (1903-1933) başyapıtı olarak değerlendiriliyor.


Yengeç Gemisi (manga) yordam kitap

Variety Art Works ve East Press tarafından 2008 yılında manga olarak yayımlanan roman büyük ilgi görererek 1 milyona yakın bir satış rakamı elde etmiş. Kitabın Türkiye’deki baskısı H.Can Erkin’in çevirisi ile Yordam Kitap‘ın Manga serisinden çıktı.

Peki ne anlatıyor bu manga? Kapitalizmi ve ona karşı başkaldıranların mücadelesini anlatıyor Kobayaşi romanında. “Bu öykü kapitalizmin sömürü tarihinden bir yapraktır yalnızca…” diyerek biten kitapta ücret-emek, kapitalist-proleter, art-değer ve sümürü sistemini açıklayan satırlar da var.

Yengeç Gemisi (Manga) Yordam Kitap
Hikaye, 1920’lı yıllarda Hakko-Maru isimli bir balıkçı gemisinde geçiyor. Japonya’nın kuzeyinde, kutuplara yakın Hokkaido Limanı’ndan demir alan gemi soğuk denizlerde başlıyor yolculuğuna. Sadece Japon Ordusu’nun ihtiyaçları için yengeç avlamıyor gemi, aynı zamanda bir fabrika gibi çalışıyor: Yakalanan yengeçleri parçalıyor, işliyor, konserve haline getirip kutuluyor.

Lakin çalışma koşulları insanlık dışı. Geminin çalışanları, yoksul ailelerden gelen köylü çocukları. Taşeronların tuzağına düşmüş, borçlandırılarak çalışmak zorunda bırakılmış işçiler. Hiçbir hakları, sosyal güvenceleri olmadığı gibi, klostrofobik çalışma ortamı, aynı mekanı paylaşmak zorunda kalan farklı karakterlerin birbirleri ile giderek gerilen ilişkileri de cabası.

Yengeç Gemisi (Manga) Yordam Kitap
Fabrika gemideki işçileri yöneten ise Tokyo’daki malikânelerinde oturan patronları Suda’nın uşaklığını yapan şef Asakava. Asakava, Morimoto, Miyaguçi, Akiyuki, Yamada gibi gemideki işçileri günde 16 saat boyunca, öldüresiye çalıştırıyor. İki paket filtresiz sigara gemideki en büyük ödül. Ceza ise, kızgın demirle dağlama.

Yengeç Gemisi (Manga) Yordam Kitap

Hikayedeki düğüm noktası, fırtınalı bir havada yolunu kaybeden bir av takasının bir Sovyet gemisi tarafından kurtarılması ile başlıyor. Sovyet gemisinin kurtardığı Morimoto ve diğer Japon balıkçılar, kısa süre öncesinde düşman diye bildiği insanların, emekçilerin, insan gibi çalışma koşullarına tanık oluyor. İşlerin Sosyalist Devrim sonrası nasıl değiştiğini, dönüştüğünü gözleri ile görüyor. Bilinç tohumları ekilmiş olarak gemiye dönüyor ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle başkaldırıyorlar…

Yengeç Gemisi (Manga) Yordam Kitap

Yengeç Gemisi, sınıf mücadelesinin, işçinin ve patronun, taşeronların, hak ve hukukun çiğnenmesinin, kuralsız çalışma koşullarının var olduğu her yere ve her zamana ai bir hikaye. O yüzden bugünün Türkiye’si için de,  söyleyecek sözü olanların okuyabileceği bir kitap.

26 Kasım 2014 Çarşamba

Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları #2 Hayırsız Ada

0yorum
II. Meşrutiyet’in ertesinde, Sultan Mehmet Reşat sembolik tahtında otururken, yeni hükümet 1328 (1910) senesinde İstanbul sokaklarını kuduz salgınından gözetmek amacıyla on binlerce köpeği telef olmaları için sürgüne gönderme kararı almıştı. Şehrin onursuz ve insanlıktan uzak serserilerinin, eline yevmiyeleriyle birlikte demir kıskaçlar tutuşturarak köpekleri kan revan içinde mavnalara istiflettirdikten sonra Fenerbahçe burnundan 3 fersah açıktaki kıraç bir kaya parçasına, Sivriada’ya terk ettiler.

Kuduzun hızla yayıldığı adada, on binlerce köpek birbirlerini parçalarken çıkan hırlamalar, uğuldamalar ve iniltiler, dalgalarla birlikte şehre her vurduğunda sessiz kalanlar bile anladı; bu işte hiçbir hayır yoktu. 1330 (1912) yılında Marmara havzasında yaşanan müthiş zelzeleden İstanbul’un işgaline kadar sayısız uğursuzluk, o iniltileri kimi zaman avaz avaz kimi zaman içten içe devam ettirdi.

1925 senesi İstanbul’unda kimse duymasa da Hayırsız Ada’dan hâlâ feryatlar yükseliyordu ve gece beraberinde şehre dehşeti getiriyordu.


Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları #2 Hayırsız Ada'nın tanıtımı işte böyle başlıyor.

Serinin ilk kitabı olan “Yeditepe Canavarı” vak’asının aydınlatılmasının üzerinden henüz bir yıl geçmeden İfşa-yi Sırr Teşkilatı'nın yani Seyfettin Efendi ve esrardaşları Doktor Aziz, Pehlivan İsmail, Casus Esat ve Mühendis Münevver'in yeni bir macerası Hayırsız Ada.

Kitabın içinden çıkar ve okuyucunun göz hizzasına geçersek, Hayırsız Ada, Devrim Kunter'in yaratıcısı olduğu Seyfettin Efendi serisinin üçüncü, Olağanüstü Maceralar alt serisinin ise ikinci kitabı.

Serinin ilk kitabını tek başına yazıp çizen Devrim Kunter, kendi anlatımı ile yazarlara zorlu gelen ve onları hikaye ve karakter bütünlüğünü korumak için değişiklikler yapmaya mecbur bıraktığı 10 kısa hikayeden oluşan Esrarengiz Hikayeler çalışmasından sonra, bu sefer de Cihan Türe ile birlikte kaleme aldığı ve tamamını kendisinin çizdiği Hayırsız Ada macerası ile okur karşısında.

Çizgi roman çabuk okunuyor ama onun arka planındaki emek genellikle es geçiliyor. Anlattığı hikaye, karelemeler, renkler, çizgiler, tarz, tavır... Birinden biri eksik olunca, herşeyi tamam olmasına rağmen kimsenin yemekten zevk almadığı bir yemeğe benziyor sanki...

Polisiyenin de kendine has zorlu yanları var. Her şeyden önce polisiye bir matematik işi, merak ettireceksin, ama okurun çözmesi için ipuçları vereceksin, ama çok da çözmesine izin vermeyecek, kitabın ortasında katili buldum dedirtmeyeceksin, sonunda bir sürpriz yapıp hiç şüphelenilmeyen birini katil çıkartacaksın (bu arada "cinayet olmayan polisiye, kız polisiyesidir" diyen Emrah Serbes'e selam olsun...), bunların hepsi olup biterken bir de sanatsal bir ürün ortaya koyduğunu bilip "ünik" bir şey yaratacaksın... Bunun dengesini tutturmakda çizgi roman çizmek kadar zor.

Hele hem yazıp hem çizmek, zorlukları kat be kat arttırıyor. Devrim Kunter, hem yazıp hem çizerek zorluklara karşı "güzel" bir ürün ortaya koyuyor. Üstelik Türkiye gibi, işin kolayına kaçmanın çok daha karlı olduğu bir ülkede, güzel bir şey yapmakta ısrar ediyor.

Seyfettin Efendi'nin üçüncü macerası olan Hayırsız Ada, 1925 gibi erken cumhuriyet döneminde, İstanbul'da geçen, İttihatçıların acımasızlıklarının bir göstergesi diye tanımlanabilecek bir gerçek olayın üzerine inşa edilen çarpıcı bir kurgu ile karşımıza çıkıyor. Hikayenin fonundaki İstanbul siluetinde bir belirip bir kaybolan Germakoçi gibi fantastik yaratıklardan, 1915 doğumlu "Mehmet Nusret" gibi gerçek insanlara dek pek çok unsur öyküyü zenginleştiriyor.

Bir de bunlara, ekibindeki "dost"larından şüphe etmek zorunda kalan Seyfettin ile birbirinden dikkat çekici ve handiyse steampunk denebilecek silah tasarımlarını ekleyince, daha kapak görselinden başlayarak son sayfaya kadar heyecan ve keyifle akıp giden bir 96 sayfa var karşımızda...

Daha önceki yazımda, "Ben kişisel olarak bir yandan vampirlerle, ölümsüz ruhlarla, karanlık dünyanın bilinmeyen gizemleri ile savaşan ancak buna rağmen  modern bilim ve rasyonaliteden beslenen Seyfettin Efendi'yi sırf bu özelliğinden dolayı çok keyifle okuyorum." demiştim. Gerçekten de Hayırsız Ada, fantastik ile bilimkurgu arasında gidip gelen aksiyon düzeyini diğer hikayelerin bir boy daha üstüne çıkartmış durumda.

Kendisi ile bir süre önce yaptığımız röportajda, Devrim Kunter "Yılda bir "Olağanüstü Maceralar" bir de "Esrarengiz Hikayeler" olmak üzere iki kitap çıkartmayı planlıyorum. "Olağanüstü Maceralar -02" eylül ayında gelecek. Arada sergi ayarlayabilirsek gerçekleştiririz. T-shirt, hareketli çizgi roman (motion-comics), karakter figürleri gibi projelerim de var ama ne kadarı hayata geçebilecek bilemiyorum..." demişti.

Bir okur olarak talebimi "daha çok Seyfettin Efendi... " şeklinde özetlemem mümkün. Bunun için Seyfettin Efendi'yi hikayesini derinleştiren ve zenginleştiren farklı medyalarda da görmek, takip etmek bana çok keyif verecek.

Ama bunların hiç biri olmasa bile, Seyfettin Efendi'yi salt çizgi roman olarak bile olsa, yaşatmak için deyim yerindeyse insan üstü bir çaba sarfeden Devrim Kunter'e kocaman bir teşekkür borçluyuz.
 


Kunter'in Seyfettin Efendi için hazırladığı internet sitesinde Seyfettin Efendi'yi daha yakından  tanımak, kitaplardan örnek bölümler görmek ve imzalı Seyfettin Efendi kitapları satın almak da mümkün. Sitenin adresi şöyle:  http://seyfettinefendi.com/

22 Nisan 2014 Salı

Teneke Kent ile Bakanlıklar arasına sıkışmış bir Emanet Şehir...

0yorum
Emanet Şehir, Levent Cantek'in "Ankara Üçlemesi"nin ikinci kitabı. Dumankara: Hayat Bir Yangındı ile başlayan seri, yine Dumankara'nın çizerlerinden Berat Pekmezci'nin kalın çizgileri ve siyaha bol bol boyanmış sayfaları ile hayat bulmuş.

Cantek'in hazırladığı kitaplar arasında (Deli Gücük, Alacakaranlık Zamanlar, Zifirname ve Dumankara) en başarılı tasarıma sahip olan Emanet Şehir bence. Berat Pekmezci'nin rolü tabii ki tartışılmaz.

Bir yalancının hikayesi Emanet Şehir... Başlarda biraz anlaşılmaz olmasına rağmen ortalara doğru açılıp, güçlü bir finale yollanıyor hikaye... Ancak final sanki zayıf kalmış. Bıçakla kesilir gibi bitmiyor ama ne olup ne bittiği biraz muallakta gibi.

Kitabı tartışılmaz iyi bir grafik roman yapan ise ayrıntılardaki mükemmelliyetçilik. Cantek, yıllardır çalıştığı,  iyi bildiği, bugüne kadar defalarca anlattığı (örneğin Mor Menekşeler dizisinde) 1940'lı yıllar Ankara'sını yeniden canlandırmış kitapta. Sadece Ankara'yı değil Türkiye'nin içinde bulunduğu atmosferi ve ruhsal ortamı da... Berat Pekmezci de okurunu o atmosfere sokmayı iyi başarmış.

Her halükarda "başarılı" çalışma çünkü, bir insan hikayesi Emanet Şehir, üstelik alışılmışın dışında, beklenmedik bir kahramanı olan, alaycılıktan abartıdan uzak...

Hikayenin yan karakterlerinin gerçek insanlar olması (Orhan, Ataç, Zeki Abi, vb.) de cabası.

Küçük bir not: 

Bir çırpıda okuyup bitirdiğim kitap, 1948 ile 1950 arasında bir dönemde geçiyor. Kitabın ilk bölümlerindeki DTCF olayları 1948 tarihli... Demokratlardan ve Vatan gazetesinden söz edilmesi de bunun ispatı gibi. Ancak, Şekip'in hastaneden çıktıktan sonrasında sanki Demokratlar iktidara gelmiş, Celal Bayar cumhurbaşkanı olmuş, İnönü resimleri yerine Bayar portreleri asılmış duvarlara... Ancak hastanede doktor ile konuşurken "Demokratlar iktidara gelirse" deniyor... Her halükarda, ülkede ilk kez demokratik bir seçim yapılıyor, siyaset gündemin temel maddesi oluyor. Ama kitapta, üstelik Cantek'in sözleriyle "solcuların hikayesinin anlatıldığı" kitapta buna dair tek bir gönderme yok... İlginç geldi. Paylaşayım istedim.

7 Ekim 2013 Pazartesi

Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları #1 Yeditepe Canavarı

1 yorum
Seyfettin Efendi, Devrim Kunter'in oldukça emek harcayarak, kendi çizdiği, kendi yazdığı ve kendi yayınladığı çizgi roman.  "Olağanüstü Maceraları" alt başlığı, 01 olarak numaralandırılmış olması ve hikayenin finalinde devam sinyali verilmesi dikkat çekici bir seri ile karşı karşıya olduğumuz hissini doğuruyor. 


Ancak Seyfettin Efendi, oldukça postmodernist bir şekilde, Sherlock Holmes'den, Stoker'in Drakula'sından, Vampir hikayelerinden esinlenmiş/etkilenmiş bir hikaye olarak çıkıyor karşımıza.


Çizimler oldukça güzel, ancak derinlikli değil. Renklendirme ve bilgisayar efektleri ile sağlanana sanal derinlik yaratma çabası, ayrıntıları yok etmiş gibi. Seyfettin ve 4 arkadaşı yaşayan karakterler gibi değil, süper kahramanlara gönderme yapan karton tipler ne yazık ki. Birbirleri ile gerilim yaşayan Esat ve Pehlivan İsmail... Dönemine saç kesimi dışında hiç bir şekilde uymayan ve kadın karakter, İfşay-ı Sırr Teşkilatı'nın daha çok Seyfettin Efendi'den ibaret olduğu hissini uyandırıyor. 


Osmanlı/Yakın dönem cumhuriyet tarihine dair göndermeler ise dönem hikayesi olmasına rağmen oldukça kısıtlı. Hatta kimi zaman yanlış...


YAZININ BUNDAN SONRASI SINIRLI MİKTARDA İSPİYON İÇERİR
 

kitaplık cini © 2010

Blogger Templates by Splashy Templates