basın tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
basın tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2016 Pazartesi

Eksik bir kitap "Hoşana'nın son sözü"

0yorum
"Hoşana'nın son sözü" ne anlatıyor?

Bir gazetecinin 1975 yılından günümüze değin gözlemlediği ilginç olaylar mı?

70'li yıllardan beri Türkiye İşçi Partisi kadrosu olan bir militanın 12 Eylül öncesi ve sonrasında yaşadıkları mı?

Bir meslek örgütünün uzun süre genel başkanlığını yapmış bir gazetecinin, gazetecilik hayatında yaşadığı dikkat çeken olaylar mı?

"Hoşana'nın son sözü" bunları anlatmıyor. Anlatıyor gibi yapıyor, biraz biraz değiniyor, ama anlatmıyor.

Ahmet Abakay'ın hayat hikayesinden küçük anılar var kitapta...

TİP saflarındaki legal sol siyaset yapan insanlar ve 12 Eylül sonrası TİP'in TKP ile birleşip TBKP'yi oluşturması sonrasında yaşananlardan azıcık sözediyor Abakay... Katılamadığı eylemleri anlatıyor... Yıllarca kendisinin lideri olarak değerlendirdiği Behice Boran ile Avrupa'da nasıl karşılaşamadığını anlatıyor... Boran'ı görmeye gidip, göremedikten sonra onun yaşadığı odada, onun yattığı yatakta yattığını anlatıyor... Evinde yapılmasına izin verdiği öğrenci eylemlerini, TBKP'nin liderlerini nasıl ağırladığını anlatıyor...

Partisinin eylemlerinde polisin gözaltına almasından gazeteci kimliği ile nasıl kurtulmaya çalıştığını anlatıyor... Yetmiyor, Özal döneminin en keskin işçi hareketi ve sendika düşmanı bakanı İmren Aykut ile kurduğu kişisel ilişkinin kendisini nasıl kurtardığını anlatıyor...

Türkiye devrimci hareketinin en önemli militanlarından biri olan Hüseyin Cevahir ile daha devrimci hareket içinde olmadığı lise yıllarındaki arkadaşlığından, birlikte yapıp ettiklerinden söz ediyor mesela... Ya da PKK'nin kurucu kadrosundaki Kesire Öcalan, Ali Haydar Kaytan, gibi isimler ile onlar PKK içerisinde örgütlenmeden önce üniversite yıllarındaki arkadaşlığını bizlere aktarıyor...

Tüm bu anlattıklarını, ailesinin en deli dolu, en baskın karakteri olan annesi Hoşana'nın etrafında, onun eleştiri yüklü ve beğenmeyen tavrıyla beraber aktarıyor okura.

Hoşana'nın ölümünden kısa süre önce kendisine bir itiraf gibi söylediği "benim annemin babası Ermeni'ymiş" sözleri kitabın hem ismini veren hem de başlangıçta bize çok büyük kapılar açacak gibi görünen bölümü. Ama 'iyi' bir gazeteci olmasına rağmen Abakay, kendisine kitap yazacak kadar önemli olan bu yaşamsal sözleri derinlemesine araştıramıyor.

Hoşana'nın Ermeni olması ne anlama geliyor peki? Onun hayatında neleri değiştirmiş? Abakay bun gerçeği öğrendikten sonra hayatı nasıl değişmiş? Bu bizler açısından ne ifade ediyor. Duygu dünyası ne derece etkilenmiş? Alevi değil de Ermeni bir ailenin çocuğu olmak, ama bunu yıllar sonra öğrenmek onun düşüncelerini, duygularını nasıl değiştirmiş? Bunlar kitapta yok ne yazık ki. Kitabın dili ve anlatımının deneyimli bir gazeteci değil de eline ilk kez kalem alan biri tarafından yazılmış gibi olması da cabası.

Abakay, yıllar önce sol cephede bulunan sonrasında "dönek" diye adlandırılacak şekilde saf değiştiren bazı isimler ile hesaplaşıyor satır aralarında. Gazetecilik açısından kitabı ilginç kılan tek ayrıntı da Oral Çalışlar'ın 12 eylül'ün hemen arkasından Kenan Evren'e yazdığı mektup ile ilgili. Ki kitap yayımlandığında da haber olmuş, bol bol konuşulmuş, Çalışlar "o benim geçmişim. Keşke yazmasaydım ama o geçmişi yok edemem" diyerek konunun üstüne gidilmesini engellemişti.

Peki Abakay'ın kitabı bana ne kattı? Abakay'ın 70'li yılların başında okuduğu okulda okudum ben de 90'lı yılların başında. Onun tanıdığı, dersini aldığı Ahmet Taner Kışlalı gibi, Aysel Aziz gibi, Ünsal Oskay gibi hocaların bir kısmı benim de hocam oldu. Okulumun o yıllardaki halini öğrenmiş oldum.

Kendisini TİP kardosu sayan solcu bir militanın düşünüş biçimine azıcık bile olsa bakabilme fırsatı buldum. Katılamadığı eylemleri değil, katıldığı eylemleri anlatsa belki o düşünüş ve duyguları daha derinlemesine görebilmiş olacaktım.




Abakay'ın kitabının bir diğer ilginç yanı da kitapta yer alan ve benim de tarafı olduğum bir olayın nasıl olup da benim içinde yer almadığım ama konuyla ilgili olmayan Abakay'ın nasıl  olayın parçası gibi anlatıldığını görmem oldu. Gazetecilerin kendilerini, rollerini abartabileceğini, abartacağını biliyordum ama benim de içinde olduğum bir olayın böyle çarpıtılabildiğini görmem ilginç oldu.

Eksik bir kitap bence "Hoşana'nın son sözü". Eksiklerin tamamlanması da mümkün değil ne yazık ki.

7 Ekim 2013 Pazartesi

Osmanlı Matbaacılığına Ermenice bir katkı

0yorum

Ermeni yazar ve yayıncı Teotig, Ermeni basım sanatının çetelesini tuttuğu 100 yıllık kitabı Dib u Dar ile üstü özenle örtülmeye çalışılan gerçekleri gözler önüne seriyor. Ermeni matbaacılar olmasaydı Osmanlı matbaacılığı diye birşeyden söz etmek çok da kolay olmazdı. 

“Dib u Dar” yani “Baskı ve Harf” isimli kitap, üzerinde yaşadığımız toprakların tarihine 100 yıl önceden müthiş bir ışık tutuyor. Ermeni alfabesinin icadının 1600. ve Ermeni matbaacılığının 500. yılı çerçevesinde bundan tam 100 yıl önce yazılıp İstanbul’da yayınlanan, yazar ve matbaacı Teotig’in kitabı, Birzamanlar Yayıncılık tarafından başarılı bir çalışma ile Türkçe’ye kazandırıldı.

Teotig, kitabında basım sanatı ve basının Ermeni kültür dünyasındaki yerini 180 görsel eşliğinde ayrıntılarıyla anlatıyor. Bu sırada Venedik’ten İstanbul’a, Boston’dan Van’a, Kahire’den Bombay’a, 17 ülkenin 95 şehrinde kurulmuş 462 matbaa ve kurucuları hakkında tek tek bilgi veriyor ve “Gutenberg’in öğrencileri” dediği Ermeni matbaacıları tanıtıyor. Bununla yetinmiyor, bir akademisyen titizliği ile kendinden önce bu konuda yapılan çalışmaları listeliyor, onların eksik ve yanlışlarına değiniyor.

Matbaayı “İnsan düşüncesinin en kuvvetli silahı” olarak gören ve “kötülere karşı verilen mücadelelere hizmet etmek ve haksızlıklara karşı gelinmesine yardımcı olmak” için çabalayan Teotig, “eksiksiz” olmadığını hatırlattığı  çalışması ile amacına oldukça yaklaşmış görünüyor.

Peki Türkçe baskısının üzerinden 3 aydan fazla zaman geçmesine rağmen –belki kasıtlı belki de bilinçsizce–  sözü bile edilmeyen kitabın, bizim açımızdan önemi nerede yatıyor?

Teotig’in 1915 yılında yaşanan kıyımdan tesadüfler eseri kurtulabilmesi ve yayıncılık dünyasının envanterini tutmaya 1915’ten sonra da devam edebilmesinde mi? Elbette sadece bu değil.

Hala, matbaanın bu topraklara İbrahim Müteferrika tarafından getirildiğini düşünenler için kabul etmesi zor bir içeriği var kitabın. Teotig’in kitabında andığı bazı Ermeni matbaacılar, Osmanlı basım sanatının kurucuları ve geliştiricileri arasında yer alan isimler. İçlerinde Matbaa-i Amire’de müdürlük yapan, Padişahın özel ilgisine mahzar olup sadece bir defa verilen nişanlar ile ödüllendirilen, hatta Osmanlıca harfleri basıma uygun halde çizen, bunların çeşitli puntolarda dökümünü yapanlar var.

Yani, bazıları için kabul etmek zor olabilir ama, Teotig kitabıyla sadece Ermeni basım sanatına değil, aynı zamanda Türkiye matbaacılık tarihine de ışık tutuyor. Üstelik anavatanı üzerinde yaşadığımız topraklar olan Ermeni matbaacıların Venedik’te başladıkları basım sanatına, İran’dan Hindistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada nasıl ürünler verdiğini sergiliyor.

Kitabın önsözünde Teotig, matbaanın  Gutenberg tarafından icadından 60 yıl sonra Ermenilerin, Hollandalı, Rus, Türk, Norveçli ve pek çok milletten önce kendi kitaplarını bastıklarını hatırlatıp şöyle yazıyor: “Böylesine saygın bir yıldönümü vesilesiyle ortaya konan hiçbir şey, Ermeni matbaacılığının güzelliğini ve mükemmelliğini ortaya koyan çalışmadan daha anlamlı ve güzel değildir.”

Güzellikten söz edince kitabın orijinali ve 100 yıl sonra gelen Türkçe baskısını da bir parça karşılaştırmamız gerekiyor… Türkçe baskını yayına hazırlayan Osman Köker’in söz ettiğine göre kitap 1912 yılında iki farklı kağıda, iki farklı kapak tasarımı ile basılmış. Örnek sayfalardan Ermenice baskısının oldukça süslü olduğu da görülüyor. Köker ve yayınevi ise uzun uğraşlar ile  yayına hazırladıkları Türkçe baskıyı oldukça sade basarken (örneğin her sayfanın üç kenarını çerçeveleyen süslemeler Türkçe baskıda yok), içerideki görsellerden, kapak tasarımına kadar orijinaline uygun olması için özen göstermişler. Birzamanlar Yayıncılık tarafından hazırlanan baskının kapak çalışmasının 100 yıl önceki kapakla aynı olması bile bunun göstergesi.

1915’te yaşanan kıyımın etkisiyle İstanbul’dan Anadolu’nun içlerine sürülen, ölüm tehlikesi altındayken dahi kitabını geliştirebilmek için yeni örneklerin peşine düşen, İzmit’ten karısına kendisini kurtarması için mektup yazan, ama içine “Ciltçi Hayg’ın yanında Hindistan’ın eski tarihi hakkında 1841 yılında Kalkuta’da basılan bir kitap var. Bu çok ender bulunan bir kitap. Ciltçiye parasını ver ve kitabı geri al” yazan Ermeni yazar ve yayıncı Teotig, Ermeni basım sanatının çetelesini tuttuğu kitabı 100 yıllık kitabı Dib u Dar ile üstü özenle örtülmeye çalışılan gerçekleri 100 yıl sonra dahi gözler önüne seriyor. Ona bu müthiş çalışmasından ötürü Türk basım ve basın dünyasının da bir teşekkür borcu var.

“Ermeni matbaacılar olmasaydı Osmanlı matbaacılığı diye birşeyden söz etmek çok da kolay olmazdı” diyerek, hem Teotig’e hem de onun çalışmasını 100 yıl sonra Türkçe’ye kazandıran Osman Köker ve Birzamanlar Yayıncılık’a teşekkür etmiş olalım.


MÜRETTİP ERMENİ KADINLAR 

Dört yüz yıl içinde (1592-1912) tüm dünyada sayısız Ermenice kitap ve gazete basan yaklaşık 460 matbaa açılmıştır. Her birinde ortalama üç mürettip çalışmış olsa bu hesapla Gutenberg’in Ermeni talebelerinin sayısı bin 400’e ulaşır. Bu bin 400 kişilik grubun içinde sadece iki kişi kadındır. Bayan Hayganuş ve Şuşan, Ermeni mürettip bulunmaması sebebiyle son zamanlarda dizgi işinin tahsilini görmüşler ve ünlü babaları Mıgırdiç Portukalyan’ın Marsilya’daki ‘Hay Dıbaranı’ (Ermeni matbaası) adlı matbaasında çalışmaya başlamışlardır.

Armenia adlı gazetenin dört sayfasını  zarif parmaklarıyla kendileri hazırlamaktadır. Böylece hemcinslerine terbiye sınırları içinde ezici bir ders vererek, hiçbir zanaatın Ermeni kadını için zor olmadığını göstermektedirler. Hayganuş aynı zamanda bir ‘linotipist’ olarak, aynı şehirde yayımlanmakta olan ‘La Sémaphoe de Marseil’  adlı Fransız gazetesinde gündelikle çalışmaktadır. Öyleyse yaşasın Ermeni feminizmi!

Teotig, Ermeni Matbaacılık Tarihi, syf. 207 


ERMENİ MATBAACILIK TARİHİ - Dib u Dar
Teotig
Çeviri: Sirvart Malhasyan - Arlet İncidüzen 
Birzamanlar Yayıncılık256 sayfa

Bu yazı 25 Mart 2013 tarihinde BirGün gazetesinde yayınlanmıştır. 


 

kitaplık cini © 2010

Blogger Templates by Splashy Templates